Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
Shop deviantART for the
holidays and save BIG!
Click here! :holly:
[x]

deviantART

 
©2007-2009 *mahlukat
:iconmahlukat:

Artist's Comments

---------------------

evren = ejderha

"yarattı kör , evren tuçi evrülür.
anıng birle tezginç yine tezginir "

yusuf has hacip


"yarattığı evren durmadan döner,
onunla birlikte zaman da döner"

tezginç = gök çarkı(çarkı felek)

türk mitolojisinde,destanlarında ve kozmolojisinde evren, iki dünya arasında dönen,ve dönerken zamanı da hareket ettiren bir figürdür.

"burada birinci satırdaki "evren" kelimesi ejder kelimesi olarak algılanmaktadır ki bu takdirde ejder ile tezginç(gök çarkı;) birlikte dönmektedir.ancak ikinci satırdaki "onunla birlikte zaman da döner" ifadesi zamanın dönüşünü gerçekleştiren gücün "evren" olduğunu vurgulamaktadır ki bu ifade evreni(ejder) somut bir obje haline getirmekle birlikte,hareketi temin eden güç(muharrik) olabileceğine işaret etmektedir.

böyle bir açıklamadan hareket ederek; ejder,güneş,ay ve yıldızlardan oluşan astral kompozisyon plastik sanatlara intikal ettirilmiş bulunmaktadır.has hacib'in ifade ettiği gibi,KOZMOSUN HAREKETİNİ TEMİN EDEN GÜÇ,YUKARIDA BELİRTTİĞİMİZ ÜZERE ANLAMINI BULMUŞ OLMALIDIR.

(ne diyor yani?ejder diyor,onun sayesinde zaman işliyor diyor)

(--burda eklemek istiyorum; anadoluda sayısız cami -evet cami- kervansaray ve kumbetlerin üzerinde ejder motifi bulunur,geçtiğimiz günlerde kayseride idim,turizm ofisinden aldığım broşürde ilk dikkatimi çeken şey,karatay hanının giriş kapısının üzerinde bulunan eşşek kadar taşa oyulmuş ejder kabartmasıydı--)

(...) çifte ejder figürünün sergilendiği en önemli ve manidar örneklerden birisi de, alanya obaköy medresesi portalinde karşımıza çıkmaktadır. bu eser, ejder,çarkı felek,balık ve kabara biçimli plastik tasavvurun birlikte yer aldığı kompozisyon elemanlarıyla kozmik hiyerarşiyi ortaya koymaktadır.açık ağızlı çifte ejder figürleri ve aralarında ki çarkı felek birlikteliği farklı versiyonlarıyla susuz han mihrabiyesi,afyon müzesinde ki mezar taşı üzerinde yer almıştır(....) ay altı (algılanabilir) aleme ait dört unsurun (toprak, su, hava, ateş;) izleri aranabilir.böylece gezegenleri bünyesinde barındıran çarkı felek ile varlıklar alemi arasında ki bağlantı temin edilmiş olacaktır.

(yani ne diyo? gayb alemi ile bizim dünyamız arasında ki bağdan da ejder sorumlu diyor.gerçekten de orta asya destanlarında ejder figürü öteki dünyadan haberler getiren figürler olarak betimlenir.VE EVREN ASLA KÖTÜ DEĞİLDİR.daima şansın,uğurun vs simgesidir.peki durup bi düşünün bakalım,acaba batı kültüründe neden EJDER kötü yaratık???)

asıl geleceğim nokta ise şu idi(faruk hoca sağolsun);

evrenin simgesi bildiğimiz "s".ve okuduğunuz gibi(dahası da var) evren ; güneş-ay , bu dünya-öteki dünya vb gibi dualist olguları birbirinden ayıran kutsal bir yaratık.işte bu dualizmin en güzel örenğini sorsam ne dersiniz?

tabi ki yin-yang dersiniz!

işte o yin-yangın üzerindeki "s" evren(ejder)in simgesidir.iki dünyayı birbirinden ayıran,evrendir.ve bu simgenin kaynağı, uzak doğu değil, orta asyadır.yalnız bilindiği üzere tamgalarda ve çivi yazısında "s" gibi bi şey kazımak neredeyse imkansızdır.bu yüzden bu "s" nin şekli şu nazilerin ss lerinde ki "s" ler gibidir.(not:dahası aynı simge avrupada da mevcutdur ve ""ezoterik"" manaları vardır(hitler boş yere seçer mi o simgeyi?merak eden buyursun [link]).ve etrafı daire değil, eşkenar dörtgendir.yani bi kare düşünün,bunu 45 derece çevirin,ve tam ortasından köşegenlerinden geçecek şekilde yıldırım işareti çizin.alın size törkiş yin-yang!(dayanamadım , yukarıya ekledim)

ali can nerenden uyduruyosun bunları diyenler için şöyle diyeceğim.orta asya kaya resimleri(bazıları 10.000 yıllıktır),çadır gerleri,zırhlar vs vs...ama ülkemizde en önemli örneklerini kilimlerin üzerinde bulabilirsiniz.evet evet, kilimlere bundan sonra dikkatli bakın anlatıtğım şekilde olmasa bile çoğunda yin yang vardır!

illüstrasyonun kenarlarında ki figür kilimlerden tanıdık gelmiştir. ne hikmetse aynı figür yunanlarda(eski tapınaklarda) da vardır.neyse,bu figür bile bir çeşit yin-yang dır.siyahların içine geçmiş beyazlar ve beyazların içine geçmiş siyahlar...

neyse çok uzun oldu,umarım bi kaç allahın kulu okur...

Critiques


Thank you for your Critique

You are not logged in.

Comments


love 0 0 joy 1 1 wow 0 0 mad 0 0 sad 0 0 fear 0 0 neutral 0 0
:iconaccodeum:
Severek, ilgiyle okudum.
Peki "...batı kültüründe neden EJDER kötü yaratık?"
gerçekten merak ettim.

Bu [link] referans ile de yine wikipedia manyaklığına daldım gittim, "rune" lardan başladım "Brutalist Mimari" de bıraktım.

Ayrıca bu wikipedia için yeni bir sistem lazım, boynuma pluku taktığım gibi "I know Kung-Fu" demek istiyorum.

--
:iconjozefm:
Paylaştığınz bilgiler,yapıtlarınza ayrı bir değer kazandırıyor.Teşekkürler.
:iconfantibunny:
favori edioz habire çalışmalarınızı sevgili mahlukat bu işin sonu yok galiba :D
:iconsertaca:
Kompozisyonu yetersiz geldi bana az çalışılmış
:iconranasakmar:
"Bütün âlemlerin aslı hayâldir!.."

"Tüm mevcudât TEK bir yapıdır!.."

"Sen iki görüyorsan, bu gözündeki şaşılıktandır; varolan sadece BİR'dir!."...

Biliyoruz ki insan, evreni, beş duyusuyla algılar. Dolayısıyla, insanın, beş duyusunun oluşturduğu evreni ile; bir hayvanın ya da insanötesi herhangi bir varlığın, duyu organlarının kapasitesine GÖRE algılanan evreni, elbette ki birbirinden son derece farklıdır!.
Bunu, basit bir misâlle açıklayalım... insan gözü, 4000 angström ile 7000A arasındaki dalgaları değerlendirerek beyne yollar; ve bu dalgalar, beyinde bir görüntü şeklinde değerlendirilir.. Biz de, beynimizin programlandığı şekilde değerlendirdiği bu dalgaları yayan veya aksettiren nesneleri "var" kabul eder, bunların dışındakileri ise " yok" sayarız.
İşte, gerçeği görememe hususundaki yanlışımız, bu noktada başlamaktadır...
Gözümüzün algılayamadığı, sayısız-sonsuz dalgaboyu skalasından son derece minik bir kesiti algıladığımız halde,her şeyi algıladıklarımızdan ibaret sanıyor; ve her şeyi, bu sınırların içinde varsayı;p, değerlendirmeye çalışıyoruz!...
Oysa, gerçekte, evren, sonsuz-sınırsız dalgaboylarından, ya da bir diğer ifade ile kuantlardan oluşan bir yapıdır; ki, bu algıladığımız kesit içindekiler, okyanusta bir damla bile değildir!..
İkinci olarak; anlaşılması zorunlu bir diğer husus da şudur:
Gözümüzün beyne ulaştırdığı 4000-7000 A arası dalgaboyları bir anlam taşıdığına göre; bütün dalga boyları ve boyutları ile tüm Evren, bir anlam ifade eden BÜTÜNSELLİĞE sahiptir!.. Ne çare ki, bizim algılama araçlarımızın sınırlılığı, bu EVRENİN BÜTÜNSELLİĞİNİ değerlendirmekten bizi mahrum bırakmaktadır.
Demek oluyor ki...
Beynimizin, belirli, şartlanma yollu edindiği programlarla bloke olması, bizi kısıtlıyor ve...Kesitsel algılama araçlarına (beşduyu) sahip olmamız, ve her şeyi İLLE DE beş duyu ile değerlendirme şartlanmamız, çokluk görüntüsü veren orijinal TEK'i bir türlü algılayamamamıza sebep olmakta!.
Oysa, bilimsel olarak biliyoruz ki, atom boyutunda değerlendirme aracımız ya da duyumuz olsaydı, "hepimiz BİR" olacaktık..
Bunu da anlatmak için şöyle bir misâl vereyim:
Bulunduğunuz odayı, tavanını açmak suretiyle, bir milyar defa büyütme kapasitesine sahip elektron mikroskobunun lamına koyun ve sonra da objektifinden bakın... Bir milyarlık büyütme kapasitesi, bize atomları görme olanağını verecektir... Bu takdirde, artık biz, o odadaki çeşitli isimler taktığımız eşyayı değil; demir, bakır, çinko, hidrojen, azot, oksijen vesaire gibi pekçok atomlardan ibaret, homojen bir kütleyi göreceğiz..
Göz aracıyla aynı odaya bakan beyin, az önce bir çok eşyanın varlığından söz ederken; elektron mikroskobu aracılığıyla aynı odaya bakan beyin sayısız eşyadan değil, homojen atomik bileşik bir kütleden söz edecektir; ki artık, "pek çok", sadece, "yüzküsur" atom türüne dönüşmüştür nazarımızda!..
Şayet, beynin kullandığı algılama aracı, bir milyar defa büyütme kapasitesi yerine, bir trilyon, ya da yüz katrilyon gibi rakkamlara çıksa ne olur?...
Bu takdirde öyle bir noktaya geliriz ki, evrende varolduğunu kabul ettiğimiz herşeyin, o şeye bakan algılama aracının kapasitesinden doğan, imgesel bir varlık olduğunu idrak ederiz!
İşte varolduğu, beyin tarafından kabul edilen her şey, beynin kesitsel algılama araçlarına GÖREdir; ve o görüntülerin her biri, kesitsel verilerin imajlarıdır!..
Bu tespit bizi nereye götürür?...
Madde - hücre - molekül - atom - nötron - kuark - kuant "boyutsal özeinim" ile karşımıza öyle bir TEKİL yapı çıkar ki, artık, bu TEK'ten başka bir şeyin varlığı düşünülemez!..
Kısacası, "Evren" ismiyle işaret ettiğimiz varlık, gerçekte öyle bir TEK'e dayanmaktadır ki; ki, siz ona ne isim verirseniz veriniz; O'ndan başkasına "Evren" ismi ardında yer yoktur!..
Algılayabildiğimiz kadarıyla, bir özelliği "Salt Bilinç"; diğer bir özelliği de "Evrensel Enerji" olan bu TEK, "Evren" ismiyle tanımladığımız yapı olarak, zaman kavramının olmadığı bir mânâda, her an kendi sistemiyle yaşamını sürdürmektedir.

Evrenin, sonsuz dalga boyundan meydana gelen, bilemediğimiz sayıdaki boyutta olan gerçek yapısına karşın; insanın, sadece kesitsel algılama araçlarıyla (beş duyu) değerlendirme yapmak zorunda olması nedeniyle; gerçekte, asla "EVREN"den söz edilemeyeceği; ancak "İnsanın evreni”nden bahsedilebileceği, kesinlik kazanmıştır!.
İşte acı ama kesin olan bu gerçek karşısında, insan için geriye ne kalıyor?
Beş duyu sınırlarıyla kayıtlı insan beyinlerinin, bilimsel veriler ve bulgular eşliğinde, yeni düşünce sistemleri ile çevresini ve içinde yaşadığı boyutun gerçeklerini doğruya en yakın biçimde tespit edebilmek.. İşte sorunumuz burada başlıyor...
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, beşduyunun kendisine ulaştırdıklarıyla değerlendirme yapmak mecburiyetiyle yüzyüze olan beyin, günümüzde şu gerçeği tespit etmektedir.
Algılanan boyutların ötesinde, sayısız boyutlar ve o boyutlara ait sayısız değerler, ve o değerlerle, kendine özgü canlılık sahibi sayısız türler mevcuttur!
Öyle ise biz, bilimsel verilerin doğrultusunda düşünürsek, göreceğiz ki, bizim madde boyutumuzun dışında; kendi madde boyutlarında, fakat bize GÖRE ışınsal yapılı canlılar ortamı hadsiz hesapsızdır...
Evren, tümüyle ışınsal yapı orijinlidir de; biz, " madde" âleminde mi yaşıyoruz?...
Bu konuda en önemli soru ile karşı karşıyayız şu anda!. Ve cevabının anlaşılması da oldukça güçtür...
Soruyu biraz daha açalım...
Evrende, "madde" âlemimiz, ve "madde olmayan" âlemler mi var?... Canlılar, sadece "madde" âleminde mi var?...
Bilimsel veriler gösteriyor ki, makrokozmos denilen kozmolojik sistemlerden, mikrokozmos denilen müonlara - kuantlara kadar -yardımcı araçlarla da olsa - göz veri sınırları içersinde kalan herşey, birbirini meydana getiren terkipsel katmanlardır..
Oysa bu katmanların her biri, kendi katman algılayıcısına GÖRE maddedir!.. Yani, “madde” ve “maddeötesi” kavramı tamamıyla algılayıcısının kapasitesine GÖRE değişen, "GÖRESEL KAVRAM"dır!..
Bizim algılama araçlarımızın iki puan üstündeki algılama araçlarına sahip birimler için, bizim dünyamız ve yapımız, maddeötesi iken; bizim iki puan altımızdaki algılama araçlarına sahip bir başka türe göre, yaşadığımız ortam, mevcut bile değildir!...
Bir hücre ya da bir bakteri, bilinci itibariyle, bizim varlığımızdan bile haberdar değilken; önümüzde böyle bir örnek mevcutken; biz nasıl olur da, içinde yaşadığımız ortamda, bizden başka canlı-bilinçli varlıkların mevcut olmadığını iddia edebiliriz?...
Algılayabildiğimiz kadarıyla, ister dalgasal birikim, ister kuantsal yapı olarak ele alalım, gerçekçi düşünce bizi, sayısız canlı-bilinçli birimler ve birikimler evreninde yaşadığımız sonucuna götürmektedir...
Ancak ne var ki, biz, kendimizi henüz l9. yüzyılın, gelişmemişlikten kabullenilen madde ve maddecilik şartlanmasından arındıramadığımız ve çağdaş düşünce sistemi içinde yer alamadığımız için; Evrene ait gerçekler ve değerler boyutuna sıçrama yapamıyor, her şeyi dar madde sınırları içerisinde çözümleyip, değerlendirmeye çalışıyoruz.
Şunu artık kesin olarak bilmeli ve idrak etmeliyiz ki; kuantsal yapı boyutundan, “madde” adını taktığımız “beşduyu boyutu”na, ve daha "ÜSTMADDE" boyutuna kadar, her terkipsel yapının, kendine özgü bilinci ve değerleri mevcuttur!... Biz, bu gerçeği idrak ettiğimiz ve üzerinde araştırmalarımızı sürdürdüğümüz ölçüde, bu bilinç birimleriyle iletişim kurma imkânına sahip olabiliriz. Dar görüşlülüğün ifadesi olan inkâr ise, evrende kör bir bilinç olarak yaşamaktan başka bir şey kazandırmaz.
Geniş ve kapsamlı düşünen insana yakışan şey, inkar değil, bilimsel düşüncedir.
Ölümötesi yaşam gerçeği; bilincin, maddeötesi yapısından kaynaklanan ve her boyutta, terkipsel yapısına göre sonsuz devam eden orijinalitesinden kaynaklanmaktadır... Zira, bilinç, maddeden değil, maddeyi oluşturan Evrensel Orijinden kaynaklanmaktadır.. Evrensel, kuantsal orijinli bilincin, madde boyutundan bedende, beyinde ulaştığı form ve kapasitenin, maddenin tükenişiyle birlikte, yeniden bir alt -ya da bir üst- boyutta ışınsal yapısıyla yaşamına devam etmesi kaçınılmaz bir son, ya da devamdır...

İnsanın, asla evrenden söz edemeyeceğini; "Evren" ismi altında anlatılmak istenen şeyin, ancak ve sadece kesitsel algılama araçları beş duyuya dayanan "insanın evreni" olduğunu anlatmıştık...
Daha sonra da, "madde" diye bir şeyin gerçekte var olmadığını; "madde" tespitini dahi beş duyuya dayanan algılama araçlarının yaptığını; başka algılama araçlarının da başka "madde"ler tespiti yapabileceğini açıklamaya çalışmış; ve her algılama aracına GÖRE değişen sayısız "madde" alemleri vardır; ki onlar, bize göre, hep "madde ötesi" âlemlerdir, demiştik..
İnsan, beş duyu verileriyle evreni tanıyamayacağına göre; insan, evren içi bir varlık olduğuna göre; Evrende, her şey madde ötesi dalgalardan, ya da kuantsal yapıya dayanan çeşitli frekanstaki, çeşitli anlamları kapsamında bulunduran birimler olduğuna, göre; bu takdirde özü itibariyle "insan" nedir?
Gözden öze yönelebilenlere, gözden öze geçebilenlere, beyinlerini beş duyu verileriyle bloke olmaktan kurtarı;p, derin ve kapsamlı düşünce yoluyla, madde sanısından "Evrensel Öz"e doğru, bilim artı sezgi gücüyle kullanabilenlere göre...
Evrende mevcut olan her birim, yapısına ve algılama aracına göre yer aldığı katmanda, tüm evrensel özdeğerlere sahiptir. "Evrensel öz"e sahip bulunan her birim, kendi algılama araçlarının oluşturduğu katmanda yaşadığı sürece, o katman kendi "madde" dünyası olarak mevcuttur; diğer katmanlar ise, "yok" hükmünü alır algılama aracının kapasite yetersizliği dolayısıyla!.
Gerçekte, Evrende mevcut bulunan her şey, aynı özden meydana geldiği için, ister yaratan güç denilsin, ister günümüz deyişiyle "Salt Bilinç" diyelim bu Evrensel kudret ve ilim, halogramik bir biçimde, evrenin her katmanındaki her birimin her noktasında aynı şekilde mevcuttur!.
Evrene, aynı özden meydana gelmiş değişik terkiplerdeki sayısız türün algılama araçlarından bakışı bir yana koyup da; tüm algılama araçlarının kapasitesine sahip tek bir algılama aracıyla, Özden yapıya doğrultusunda bakabilirsek, algılarız ki, canlı, sonsuz, sınırsız, ilim ve kudret sahibi, kendi varlığı dışında başka bir şeyden söz edilmesi mümkün olmayan "TEK"ten başka bir şey mevcut değildir; ki artık siz, "O"'na ne isim isterseniz veriniz!.
Bugünkü bilimsel değerlendirmeler, geçtiğimiz binlerle yıllık süreç içinde mevcut olmadığı için, o günün gözden öze yönelenleri, beş duyunun kesitsel verileri üstüne, beş duyu ötesi algılama sistemlerini de devreye sokarak, bu gerçeklere önemli ölçüde ulaşmışlar; ancak ne var ki, kendi lisanları ile, "mecaz yollu" bu gerçekleri dile getirmişlerdir.
"Evrenin tek bir ruhtan meydana geldiğini", "herşeyin varlığının bu tek ruh ile mevcut ve devam etmekte olduğunu", "insanın, özünde mevcut olan bu ruhu, dışarıda aramasının boş bir şey olacağını" vurgulayan öze ermişler, ne yazık ki kendilerini gözle sınırlayanlar tarafından anlaşılamamışlardır.
Evren, özü itibariyle tek ve tümel bir bilinç ve güç olduğuna, gerçekte sonsuz-sınırsız yapısına, ve her birimin kendi ilmi ve kudretiyle, ve gene kendi varlığıyla varolduğuna göre, insan için evrenin gerçeğine vardırıcı tek yol, gene insanın kendi bilinci ve özüdür.
İster, tüme varış; ister, tümden geliş sistemleriyle hareket edelim, öncelik hep "tüm"dedir!.. "Tüm"ü bilmezseniz, bilmediğinize varamazsınız!. "Tüm"ü bilmezseniz, tümden gelim olanaksızdır!. Öyle ise her koşulda, öncelikle bilinmesi zorunlu olan "TÜM"dür!..
"Madde"miz, beşduyu verilerine göre mevcut olan bir katman olduğuna göre; algılama araçları değiştikçe "maddeler"de değişeceğine göre; bu hükmü veren bilinç, kesinlikle anlaşılır ki madde değildir!...
Bilinç, madde olmadığına göre; "Evrensel Öz"den meydana gelmiş, "Evrensel Öz"le mevcut, ancak yapısını henüz değerlendiremediğimiz, meçhul frekanslı dalgaboyudur!..
Ve bu gerçeğe göre biz, Evrendeki, göz boyutuna göre, milyarlarca galaksiden bir galakside, yüzmilyarlarca yıldızdan birinin bir uydusunda yaşamakta olan, milyarca bedenden bir et-kemik beden değil; varlığını "Evrensel Öz"den alan, ve "O" öz ile varolan bir bilinç titreşimiyiz!.
Beşduyu sınırlamaları dolayısıyla, "madde" diye isimlendirdiğimiz her şey dahi, değişik frekanslardaki ışınsal yapıdan başka bir şey değildir!....
Ne var ki, "Evrensel Öz"ü halogramik bir biçimde varlığında bulunduran; ve hatta o "Evrensel Öz"ün mevcudiyetiyle var olan; halogramik bir biçimde öz sahibi ışınsal yapı olan varlığımıza, bizden öncekiler "RUH" adını takmışlardır.
Öyle ise, insan için, "yok olma" anlamında "ölüm" asla söz konusu olmayı;p; olay, kişinin bilincinin, madde boyutundan, halogramik ışınsal beden boyutuna sıçramasıdır; ya da eskilerin tanımlamasıyla. "Ruhlar Âlemine geçiş" söz konusudur.. Ve bu halogramik ışınsal özellikli beden için, ışınsal evrende, eriştiği algılama kapasitesiyle, bu kapasiteye bağlı katmanda sonsuza dek yaşam mevcuttur.
:iconmahlukat:
evet,olabilir, sağol ..
:iconmahlukat:
teşekkür ediyoruz :thanks:
:iconmahlukat:
okuduğun için ben teşekkür ederim
:iconmahlukat:
bildiğin gibi hristiyanlık paganizme ait ne kadar sembol,simge,gelenek,inanç varsa yıkmaya çalıştı. bu açıdan bakarsan ejder'in neden kötü ilan edildiğini anlayabilirsin.

madem o maddeye baktın, bu runic yazının kaynağının "futhark" taşları olduğunu bilmelisin.futhark taşlarındaki runik yazı ile orhun kitabelerinde ki alfabenin birbirine "oha" dedirtecek kadar benzemesi ne tesadüf acaba?


futhark--->[link]:Old_Futhark_Runic_alphabet.png
orkhun--->[link]:Orkhon_script_8th_century.jpg

ne tesadüf ama?

Details

February 24, 2007
257 KB
257 KB
845×1200

Statistics

44
96 [who?]
3,679 (1 today)
134 (0 today)

Share

Link
Embed
Thumb

Site Map